Volume Savaşları

Mayıs 2011′de Sound Dergisi’nde yayınlanmıştır.

Limiter’a abanmak ya da abanmamak! İşte bütün mesele bu…
Volume savaşlarını duymuşsunuzdur. Daha yüksek sesli olanın daha çok sevileceğine inanıldığı için albümlerin miks ve mastering aşamasında sinyal seviyelerinin dinamikleri yok edecek seviyede yukarı çekilmesi mevzusu. Geçen ay kayıt ve miksajından bahsettiğim Antre’nin mastering işlemini kendi başıma yapma gayreti içerisindeyken başımdan geçenleri ya da bu sürecin bana düşündürdüklerini paylaşmak istedim. Önce bazı kavramlara açıklık getirmek niyetindeyim.

Müzikte Dinamikler
Musicians’ Institute’ta Gitar Bölümü’nde okurken öğrendiğim en önemli şeylerden biri dinamiklerin yaratıcı ve etkili bir şekilde kullanılmasıydı. Aldığım eğitimin bu konuda bende farkındalık yaratması en büyük kazançlarımdan biri diye düşünmüşümdür hep. Müzikte dinamiklerin farkına varmam bireysel bir müzisyen olarak çalışıma ve grupla birlikte sergilediğimiz performansa bakış açımı tamamen değiştirdi. Dinamiklerin varlığından bihaber iken iyi performanstan anladığım şey doğru notaları doğru zamanda çalmak idi. Dinamiklerin yarattığı farkındalıkla doğrusunun, doğru notaları doğru zamanda ve doğru tuşe ve hissiyat ile çalmak olduğunu idirak ettim. İkisi arasında büyük fark var. Bu farkındalık başlangıçta performans kabiliyetinizi zamanlama açısından zora sokabilir. Yani yükselen bir tuşeyle crescendo çalmanız gereken bir partisyona doğru enerjiyi vermeye çalıştığınızda temponuzda dalgalanmalar olabilir. Acemiler böyle bir durumda koşarlar. En doğrusu hem doğru tuşeyi verebilmek aynı zamanda da tempoyu kaybetmemek. Örneğin yüksek tuşeli çalınan azami enerjili bir nakaratın ardından sakin bir kıta bölümüne düşüldüğünde pek çok kişi çekme eğiliminde olacaktır. İnanmıyorsanız pek çok davulcuyu dikkatle dinleyip bu tür bölümlerde, geçişlerde çaldıkları davul ataklarında crescendo çalıyorlarsa nasıl da koştuklarını ya da decrescendo yaptıklarında çektiklerini farkedebilirsiniz. Sadece davulcular için değil tüm enstrumanlar için geçerli. Ondan sonra gelsin Beat Detecetive, Elastic Audio! Herneyse esas konumuz bu değil. Esas dikkat çekmek istediğim müzikte düşük pasajların yüksek bölümlerle birlikte kullanıldığında dinleyen üzerinde yaratılan pozitif etki. Deep Purple’ın Child In Time parçasını alınız örneğin. Fısıltılar ve küçük piyano dokunuşları şarkı ilerledikçe yerini ortalığı yakıp yıkan, kasıp kavuran çığlıklara bırakması. Şarkının yavaş yavaş yükselerek dinleyicin tüm ilgisini sonuna kadar ve artarak üzerinde tutmayı başarması. Zıtlıkların, kontrastın en iyi kullanıldığı örneklerden biri. Şarkı en başından beri yüksek girip sonuna kadar öyle devam etseydi aynı etkiyi vermezdi. Pop ve rock müzik tarihi dinamiklerin bu şekilde çok iyi kullanıldı hit parçalarla doludur. Alın size başka bir örnek; Led Zeppelin’in Stairway to Heaven Şarkısı.

Ses Teknolojisi ve Müzik Prodüksiyonu Açısından Dinamik Alan
Sinyal seviyesinin ulaştığı en yüksek nokta ile en düşük nokta arasında kalan bölgeye dinamik alan; bu alanı manipüle eden compressor, limiter, expander, gate gibi işlemcilere de dinamik işlemciler diyoruz. Bu cihazlara sırasıyla şu Türkçe isimleri versek yakışır mı acaba? Sıkıştırıcı, sınırlayıcı, genişletici, geçit! İlk üçü fena değil de gate’e geçit pek yakışıklı olmadı!

Herneyse, müzik prodüksiyonunda gerek canlı seslendirmede gerekse miksajda dinamik alan düzenlemesi çok önemli. Sinyalin tepe noktalarını baskılayıp eşiğin altında kalan kısmını yükseltmek için compressor kullanıyoruz. Bu sayede sinyalin daha istikrarlı bir şekilde duyulmasını sağlayıp dalgalanmaları önlüyoruz. Tepe noktaları baskılamak yerine belirlediğimiz eşikten yukarı kesinlikle çıkmamasını istiyorsak compresor’un yakın akrabası limiter’ı devreye sokuyoruz. Miks ve mastering’de yoğun olarak kullanılan compression ve limiting ile sinyalin üst seviyelerini baskılayıp düşük kısımlarını yükseltiyoruz. Miks sırasında tekil kanallara veya gruplara uygulanması gerekli ve hatta şart olan compression ve limiting bitmiş mikse aşırı bir şekilde uygulandığında müzikteki peaklerin çok aşağılara itilip diplerin de aynı olaranda yukarı çekilmesiyle dinamik alan daraltıldığı gibi müzikal dinamikler de yok edilmiş oluyor. Böyle bir prodüksiyon anlayışıyla yazımın önceki bölümünde verdiğim Child In Time ya da Stairway To Heaven parçalardaki gibi dinamik alanın yaratıcı olarak kullanılması mümkün değil. Bu şarkılardan birini günümüz mastering mühendislerinden birine versek ne yaparlardı acaba çok merak ediyorum.

En yüksek benim sesim çıksın!
Bu kısır döngüyü yenmek güç. Bugün müzik teknolojisi hakkında teknik bilgiye sahip olmayan müzisyenler bile şarkılarının sesi diğerlerinden daha düşük kalmış diye mikslerinde düzeltme talep ediyorlar. Kimse sesinin bir diğerinden daha az çıkmasını istemiyor. Miksleri diğerlerinden yüksek duyulsun isteyenler dinamiklerin yok olduğunun ya farkında değil ya da piyasa trendlerinin gerisinde kalmayı göze alamıyor, müziklerinin katledilmesine göz yumuyorlar. Üstüne bir de radyo istasyonlarının komşu frekanstaki diğer radyonun altında kalmamak için uyguladıkları compression limiting işlemlerini ekleyince dayanılmaz oluyor.

Üstte 1976 yılında çıkan ‘Songs In The Key of Life’ albümünden ‘I Wish’ parçası ile 2008’de yayınlanan Alanis Morisette’in ‘Flowers of Entanglement’ albümünün dördüncü parçası ‘Versions of Violence’ parçalarına ait dalga boyu grafikleri verilmiştir. Alanis’in şarkısının nasıl sıkıştırılmış olduğu açıkca görülüyor. Nefes alacak yer kalmamış!

Alanis Morisette – Versions of Violence

Antre’nin mastering’ini tamamlarken 2004 yılında çıkardığım kendi albümümden bir parçayı referans olarak Pro Tools projeme dahil edip kıyaslıyorum. Çok şükür albümümün prodüktörü, usta müzik insanı Serdar Öztop dinamikleri yok etmeden, şarkıyı ezmeden makul bir volume seviyesine çıkarmayı başarmış. Kendi işimi kıyaslarken acaba limiting’i biraz azaltsam mı, dinamiklere zarar vermemeliyim gibi kaygılar içerisindeyken oldukça ünlü bir rock grubumuzun bir şarkısını yine referans amaçlı projemin içine attığımda karşılaştığım durum bana göre içler acısıydı. Sinyal seviyesini yukarı taşımak adına öylesine sıkıştırılmış, ezilmiş bir kayıtla karşılaştım ki enstrumanların gerçek tonlarından ve karakterlerinden eser kalmamıştı. Dinlerken de hiç keyif vermiyor ve amaçlananın tersine zayıf tınlıyordu.

Gelin canlar bir olalım, bu savaşı sonlandıralım!
Dünyanın en önemli müzik teknolojileri dergilerinden Sound on Sound dergisinin 2011 Mart sayısında editor Sam Inglis’in dinleyicilerin yüksek volümlü mikslenmiş müziği gerçekten tercih edip etmediklerini araştıran bir çalışması yer alıyor. Bir kaç şarkıyı orijinal versiyon, -3 dB ve -6dB kısık olmak üzere üç ayrı versiyonla miksleyip dinleyicilere soundout.com sitesi aracılığıyla sunuyor ve yorumlarını alıyorlar. Sonuç hiç de öyle iddia edildiği gibi yüksek volümlü mikslerden yana değil. Bu önemli dergide yer alan yazının piyasadaki bu kısır döngüyü yenmeyi amaçlayan bir yazı olduğunu, en azından bir kıvılcım çıkarmayı hedeflediğini tahmin ediyorum. Aşağıdaki linkten makaleye bir göz atabilirsiniz: http://www.soundonsound.com/sos/mar11/articles/loudness.htm

Bir Cevap Yazın